Search

Polanski Problemi

*Yazı Hayalet Yazar (2010) filmiyle ilgili spoiler içerir.

İzlediğim ilk Polanski filmi Piyanist (2002) idi. Gerçekten keyif alarak izlemiştim. 2. Dünya Savaşı'nda, Polonya'nın Nazi işgali esnasında yaşayan müzisyen Wladyslaw Szpilman'ın yürek yakan hikayesi, Adrien Brody'nin muhteşem oyunculuğu ve inanılmaz müzikleri filmi mükemmelleştirmişti.


Ancak Piyanist aynı zamanda izlediğim son Polanski filmiydi. Çünkü filmin yönetmenine karşı duyduğum antipatim eserlerine karşı da soğuk bir tutum sergilememe neden olmuştu. Bu nedenle, bir Polanski filmi olan Hayalet Yazar'ı (2010) dersim gereği izlemek için çok heyecanlı değildim. Ayrıca bu bir politik gerilimdi (sevmediğim türler arasındadır) ve Pierce Brosnan şarkı söyleme yeteneği olmayan bir müzikal yıldızı canlandırıyordu. Fakat beğenmemeyi umarak izlemeye başladıysam da realizm ve gerilim içeren, heyecan verici ve olay örgüsü odaklı bu film hemen dikkatimi çekti.


Hayalet Yazar, eski İngiltere Başbakanı Adam Lang'ın (Pierce Brosnan) biyografisi için anılarını bitirmek üzere bir yayınevi tarafından tutulan bir hayalet yazarı (Ewan McGregor) takip ediyor. Kendisi selefi olduğundan ve Lang'ın yardımcısı Mike McAra yakın zamanda boğularak öldüğünden kendini bu işte bulan Hayalet’in kitabı bir araya getirme çabalarının ortasında, eski İngiliz Dışişleri Bakanı Richard Rycart (Robert Pugh), Lang'i bir savaş suçu olan, teröristlerin zorla kaçırılmasını onaylamakla suçlar. Seyircinin Hayalet ile kendini bağdaştırması film ilerledikçe kolaylaşır, çünkü onun da bizim kadar kafası karışıktır. Tıpkı bizim gibi o da yapbozun parçalarını birleştirmeye çabalar. Hayalet’in fotoğraflar, telefon numaraları ve yerlilerin sözleri gibi ipuçlarını yavaş yavaş bulması, onun McAra'nın ayak izlerini takip etmesini sağlar. Bu da onu önce Rycart'a götürür. Rycart, McAra’nın ona Lang'i söz konusu şüphelilerinin özel uçaklara yerleştirildiği ve havada işkence gördüğü sözde "işkence uçuşları" ile ilişkilendiren belgeler verdiğini beyan eder. Üstelik McAra, kitabın "başlarında" yazdıkları ile bunu kanıtlar niteliktedir.


Rycart ve Hayalet arasındaki bu sahne beni kişiyi işinden nasıl ayırmalı soruma götürüyor. Aynı sahnede Rycart, McAra'nın Lang'e ihanet etmesinin nedenini şöyle açıklıyor: “Bir savaş suçlusu için çalıştığını keşfetmekten hoşlanmadı. Sen çalışabilir miydin? Oh, unuttum. Zaten çalışıyorsun." Bu sahnede, McAra'nın ahlakının tüm filmin ana temasına yön verdiği anlaşılıyor. Gerçeğin örtüler altında kalmasından rahatsız olduğu için de filmin hikayesi gelişiyor.


Son derece sağlam bir politik gerilim yarattığı için Polanski'yi alkışlamak isterdim ama yukarıda bahsettiğim sebepten dolayı bir adım geri çekilmekten başka doğru cevap göremiyorum. Ancak, Hayaler Yazar'ın politik girdaplarının, Polanski’nin kişisel hayatını sinematik olanından ayırabilen hayranlarına hitap etmesini tamamen anlıyorum. Yine de benim için bu hayatlar arasındaki ayrımın hala karmaşık bir mesele olduğunu ve bir filme kendi bağlamsal önyargılarımdan bazılarını enjekte etmeden izleyebilmenin hala zorlandığım bir alan olduğunu söylemek isterim.


Peki sinemaseverler olarak ne yapmalıyız? Polanski'nin filmlerini boykot mu etmeliyiz? Filmleri izlemeli ama sinemada parasını ödemeyi mi reddetmeliyiz? Polanski'nin yaratıcı dehasının değerinin, iddia edilen kabahatlerinden daha fazla olup olmadığına mı karar vermeliyiz? Yoksa tüm gerçek için soru sormaya devam mı etmeliyiz?




0 comments

Recent Posts

See All